"İnsanlar, kelimenin tam anlamıyla her şeyini kaybetti"
“Antakya, deprem sonrası adeta nükleer bir saldırının izlerini taşıyor. Kentin sokaklarında dolaşmaya başladığınız ilk andan itibaren bir kıyamet görüntüsüyle karşılaşıyorsunuz” diyor, 6 Şubat’ta Türkiye ve Suriye’yi sarsan depremlerden altı ay sonra Dünya Doktorları’nın İstanbul, İzmir, Hatay ve kuzeybatı Suriye’deki operasyonlarını gözlemlemek üzere ziyarette bulunan Dokters van de Wereld (Dünya Doktorları) Hollanda’nın Medikal Programlar Direktörü Janine Wildschut.
“Çok fazla sefalet gördüm ve depremin yerle bir ettiği hayatları dinledim. Aynı zamanda, bununla mücadele eden Türk meslektaşlarımızla inanılmaz derecede gurur duyuyorum. Üstelik kendileri de deprem mağduru ve aile fertlerini kaybetmişken. Aslında kendilerine sahip çıkılması gerekirken, onlar kendi başlarının çaresine baktılar ve bunu altı aydır her gün yapıyorlar. Bununla kalmayıp, ihtiyacı olan başka insanlar için de mücadele etmeye devam ediyorlar.”
50 DERECE SICAKTA ÇADIR KAMPINDA YAŞAMAK
Deprem sonrası Türkiye ve kuzeybatı Suriye’deki durum oldukça farklı, ancak her iki tarafta da sefalet sürüyor.
“Türkiye’de yıkım, depremlerin merkez üssü olması sebebiyle çok daha büyük. Bütün binalar yıkılmış ve pek çok insan şu anda çadır kamplarda ya da devletin kurmaya çalıştığı konteyner evlerde yaşıyor.”
Şöyle devam ediyor Janine: “Yıllar süren savaşın ardından Suriye zaten harabeye dönmüş durumdaydı ve büyük bir yıkımın yükünü çekmekteydi. Şimdi buna depremler de eklendi. İnsanlar, kelimenin tam anlamıyla her şeyini kaybetmiş.”
“Depremzedelerin bir kısmı, gerek sivil toplum kuruluşları gerek devlet tarafından kurulan çadır kamplarda yaşıyorlar, ancak aynı zamanda geçici çadır kamplarının önemli bir bölümünde ihtiyaçlar çok fazla. Su bile yok. Şu anda beni en çok endişelendiren de bu. Düşünün, insanlar orada neredeyse 50 derece sıcaklıkta, su olmadan çadırlarda yaşamak zorunda kalıyor. Bu çok büyük bir sefalet kaynağı.”
Dünya Doktorları, Türkiye’nin yanı sıra Suriye’nin kuzeybatısında da faaliyet gösteriyor. Sınırın her iki tarafında da temel tıbbi bakım, psikososyal destek, cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetleri ve koruma hizmetleri veriliyor.
“Bu koruma, çocuk ve kadınlar gibi en hassas gruplara odaklanıyor. Belli yerlerin ne kadar güvensiz olduğu ve örneğin şiddet ve istismar ihtimalinin ne kadar büyük olduğu konusunda bir risk analizi yapılıyor ve bir değerlendirme gerçekleştiriliyor,” diye devam ediyor Janine.
Dünya Doktorları’nın Suriye Programı kapsamında çocukların yetersiz beslenmesine yönelik bir faailyet de bulunuyor. Dünya Doktorları, bölgede bu alanda çalışan az sayıdaki insani yardım kuruluşundan biri.
KİMYASAL SİLAH SALDIRISINDAN KAÇIP ENKAZ ALTINDA KALMAK
(Hamile) kadınlara ve çocuklara yönelik yardım, desteklerin önemli bir parçası.
“Depreme maruz kaldığında hamile olan bir Türk kadınla konuştum. Daha sonra bebeğini çadır kamplardan birinde doğurmuş ancak yaşadığı stres sebebiyle sütten kesilmiş. Üstelik bebek sütü oldukça pahalıyken.”
Janine’in, ziyareti sırasında karşılaştığı ve asla unutamayacağı şeylerden biri de Türkiye’de karşılaştığı Suriyeli bir kadının anlattıkları…
“Türkiye’deki pek çok Suriyeli savaştan ve zorunlu yerinden edilmelerden kaçtı ama şimdi yeniden mağdur oldular”* diyor ve ekliyor: *”Konuştuğum kadınlardan biri, Suriye’deki kimyasal saldırılardan kaçmış ve tedavi için geldiği Türkiye’de Antakya’da enkaz altında kalmış.”
Dünya Doktorları tüm gücüyle çalışmaya ve ihtiyaç duyulan yardımı sağlamaya devam ediyor.
“Ancak koşullar son derece zor ve insanlar gerçekten büyük bir baskı altında çalışıyor,” diyor Janine.
Janine’e göre, yardımların çadırlarda yapılmak zorunda kalınmaması, hastaların mahremiyetinin sağlanması ve sağlık görevlilerinin çalışma alanlarının iyileştirilmesi büyük yarar sağlayacak.
“Hollanda’da olduğu gibi mobil sağlık otobüsleri kullanmayı tercih edebiliriz. O zaman daha fazla insana ulaşabilir ve daha da iyi bir bakım sağlayabiliriz. Ancak tüm bunlar için finansal kaynağa da ihtiyaç bulunmakta.”