10 dakika
Şu anda okuyorum Röportaj: “Belirsizlik ve çaresizlik duygusunu azaltmak için güvenli alanlar inşa etmeliyiz”
Makaleler

Röportaj: “Belirsizlik ve çaresizlik duygusunu azaltmak için güvenli alanlar inşa etmeliyiz”

Makaleler
  • Röportaj: “Belirsizlik ve çaresizlik duygusunu azaltmak için güvenli alanlar inşa etmeliyiz”

Depremin ilk günlerinden itibaren Hatay’da psikolojik ilk yardım çalışmaları yürüten Dünya Doktorları Psikososyal Destek Sorumlusu Ayşe Calayır, deprem bölgesinde psikolojik durum ve afet sonrası yaşanan travmaya ilişkin gözlemlerini anlattı. Calayır, çocuklarla yapılan psikososyal destek çalışmalarında ilk etapta onlara güvenli bir alan sağlamanın, deprem sonrası yaşadıkları korku, kaygı gibi tepkilere yönelik dengeleme/stabilizasyon çalışmalarının yapılmasının önemini vurguluyor.

Soru: Merhaba Ayşe. 6 Şubat’ta yaşanan depremlerin hemen ardından önemli bir süre Hatay’da Dünya Doktorları ile görev yaptın. Bölgedeki gözlemlerin neler, senden dinleyebilir miyiz?

Ayşe: Depremin gerçekleşmesinden yaklaşık bir hafta sonra Antakya’ya gittik ve diğer ekip arkadaşlarım ile birlikte on gün boyunca sahada çalıştım. Bu saha çalışması süresince gördüklerimi temel olarak çalıştığım dört grup üzerinden özetleyebilirim.

Öncelikle Antakya’da hasar görmüş olan ofisimizin bulunduğu bölgedeki ihtiyaçları karşılamak üzere saha çalışmalarına başladık. Burada ilk gözlemlerim çocuklar üzerineydi. Özellikle küçük çocukları olan ebeveynlerin/bakım verenlerin güvenli bir alan olmadığı ve uygun yaşam koşulları olmadığı için bölgeden gitmeyi tercih ettikleri yönünde paylaşımlar yapıldı. Bu nedenle ilk günlerde çalıştığımız bölgede çocuklara çok rastlamadık. Ancak henüz ulaşılmamış, kırsal bölgelere gidildiğinde, buralarda çocukların olduğunu ve hem temel ihtiyaçlarının hem de psikososyal ihtiyaçlarının oldukça yüksek olduğunu gördük.

Gençlerle yaptığım görüşmelerde de fark ettim ki geleceklerine dair bir belirsizliğin olması ve eğitimlerinin yarım kalması, onlarda stres durumunu artırmıştı ve bulundukları bölgede imkanlarının yetersiz olmasından dolayı başka illere gitmek istemekteydiler. Ebeveynlerinin gitmek istememesi durumunda da aile içerisinde anlaşmazlıklar, tartışmalar meydana gelebilmekte.

Özellikle kadınlarla yaptığım görüşmelerde ve saha gözlemlerimde ise, deprem sonrasında kadınların bakım yüklerinin artarak devam ettiğini, beslenme ve çocukların bakımları ile çokça ilgilendikleri için de kendi ihtiyaçlarına yeterince vakit ayıramadıklarını gördüm. Yetişkinler özelinde gözlemlediğim bir diğer şey de, özellikle kırsal bölgelerde depremden etkilenen kişiler hem evleri çok hasar görmediği için hem bulundukları yeri, hayvanlarını terk etmek istememeleri nedeniyle hem de giderlerse evlerine hırsızların gelebileceği endişesiyle evlerini terk etmek istememeleriydi. Kendi bahçelerine, seralarına çadır kurarak oralarda yaşam alanlarını oluşturdukları gördük. Bu açıdan mobil hizmetlerin de yaygınlaştırılması gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca deprem bölgesinde bulunan mültecilerden de bahsetmek gerekiyor. Mülteciler, 12 yıldır süren savaş gibi travmatik bir olay sonrası göç ettikten sonra burada tekrardan büyük bir travmatik olaya maruz kalmaları dolayısıyla risk grupları arasında yer almaktadır. Bununla birlikte sürekli olarak ayrımcılığa ve nefret söylemlerine maruz kalmaları nedeniyle destek istemekten de çekinmekteler. Dil bariyerinden dolayı kendilerini ifade etmekte de zorlanmaktalar.

© James Buck

Soru: Deprem sonrası Hatay’da psikososyal durum nasıldı? Bu hasarı daha da artıran faktörler var mıydı?

Ayşe: “Psikososyal” kavramına baktığımızda genel olarak birbiriyle etkileşim halinde olan psikolojik ve sosyal etkilerden bahsetmekteyiz. Afetlerde önemli bir yere sahip olan psikososyal destek ise afet sonrasında oluşabilecek psikolojik sorunların önlenmesi, bireylerin ve toplulukların baş etme kapasitelerini güçlendirmek ve travmatik olayı anlamlandırmalarına destek olmak olarak tanımlanabilir. Bu açıdan baktığımızda da psikososyal destek çalışmalarının, afetin ilk anından itibaren başladığını söylemek mümkündür. Yani insanların temel ihtiyaçlarının giderilmesini ve güvenliği sağlamak da, ihtiyaç tespiti yapmak da, psikolojik ilk yardım da, psikolojik destekler de, hepsi psikososyal destek uygulamaları arasında yer almaktadır.

Biz, ilk etapta psikososyal destek açısından psikolojik ilk yardım çerçevesinde insanların ihtiyaçlarını öğrenme, onları dinleme, olayı anlamlandırmalarına destek olma, duygularını açığa çıkarma ve ihtiyaçlarına uygun olarak destek sağlama olarak ilerledik. Organize hareket edilememesinden, desteklere erişimlerinin kısıtlı olmasından ve desteklerin sürekliliğinin sağlanamamasından dolayı yaşanılan depremden sonra akut dönemin uzun sürdüğünü söylemek mümkün. Bu durum elbette depremden etkilenenlerin iyilik hallerini de etkiledi. Özellikle depremin hemen ardından ilk günlerde arama kurtarma çalışmalarının yeterince organize edilememiş olması, suya gıdaya ve hijyen malzemelerine erişimin kısıtlı olması, çadırların ya da konteynerlerin kurulamamasından kaynaklı olarak insanların çaresiz ve yalnız hissettiklerini söylemek mümkün. Bununla birlikte bu süreç uzadıkça da bir belirsizlik içerisinde kaldılar.

Yakınlarına enkaz altında ulaşamamaları hala enkaz altında kişilerin olmasından dolayı da insanlar bulundukları yeri terk etmek istememekteler. Bir mezarın olmaması, ölüm sonrasında ritüellerin yapılmaması ve belirsiz kayıpların olması kişilerin yas sürecini yaşayamamasına neden oldu. Ayrıca artçı depremlerin devam etmesi nedeniyle de belirsizliğin devam ettiğini söylemek mümkün.

Soru: Bundan sonraki süreçte neler yapılmalı?

Ayşe: Öncelikle psikososyal ve psikolojik desteğin verilebileceği güvenli alanların sağlanması gerekiyor. Güvenliğin sağlanması ile insanların belirsizlik ve çaresizlik duygularında azalma olabileceğini, kontrolü sağlayabileceklerini söylemek mümkün. Çocuklar ve gençler için kendilerini ifade edebilecekleri, ders çalışabilecekleri, serbest zaman geçirebilecekleri yerlerin olması son derece önemlidir. Bu açıdan eğitim faaliyetlerinin devam etmesi ve sınıf ortamlarında olabildiğince rutinlerine devam etmeleri psikolojik sağlıkları açısından koruyucu olacaktır.

Deprem gibi travmatik olaylardan sonra özellikle gençlerin risk grubunda olduğunu biliyoruz. Kendilerini ifade etmekte zorlanabilirler, yaşadıklarını paylaşmak istemeyebilirler. Bu da travmatik stres belirtilerinin uzun sürmesine neden olabilir. Akranları ile iletişimde olabilecekleri ortamlar yaratılmalı. Kadınlar açısından da dinlenebilecekleri, yaşadıklarını paylaşabilecekleri ortamlar oluşturulmalıdır. Depremden etkilenen kişileri “mağdur” olarak görmemeli, kendi kapasitelerini açığa çıkarabilecekleri şekilde çalışmak önemli oalacaktır. Ayrıca kaybın çok fazla olması, insanların cenazelerine ulaşamaması, ulaştığında ise defnedememelerinden dolayı uzamış yaslar olacaktır. Dolayısıyla uzun dönemde yas konusunda özellikle çalışılması gerekiyor. Depremden sağ kurtulup birçok farklı ile giden hayatta kalanların da olduğunu unutmamalıyız. Bu nedenle mutlaka diğer illerde de depremden etkilenenlere yönelik çalışmalar yapmak gerekir.

Tabii tüm bunların yanında bölgede uzun süredir görev yapan arama kurtarmacı, itfaiyeciler, polisler, askerler, psikologlar ve sosyal hizmet uzmanları gibi depremden ikincil olarak etkilenen meslek grupları da bulunuyor. Bu gruplardaki kişiler de depremden birincil etkilenenler gibi travmatik stres tepkileri gösterebilir. Bu açıdan “çalışana destek” çalışmaları da psikososyal destek müdahalelerinde olması gerekir.

© Olivier Papegnies

Soru: Depremden etkilenen bölgelerde çok sayıda çocuk olduğundan bahsetmiştik. Peki depremlerden etkilenen çocuklara yaklaşım nasıl olmalı?

Ayşe: Çocuklar ile yapılan psikososyal destek çalışmalarında ilk etapta çocuklara güvenli bir alan sağlamak, deprem sonrası yaşadıkları korku, kaygı gibi tepkilere yönelik dengeleme/stabilizasyon çalışmalarının yapılması önemli olacaktır. Bunun sonrasında ya da bu çalışmalar ile birlikte çocuklara yaşadıkları depremi dilerlerse anlatabilecekleri, aktarabilecekleri alanların sağlanması gerekmektedir. Bu alanlarda mümkünse oyuncakların olması ve resim çizebilecekleri materyaller sağlanmalıdır.

Sahada gördük ki çocuklar, ebeveynlerinin/bakım verenlerinin yanında travmatik olayın ayrıntılarına çok fazla maruz kalmış. Bu nedenle de sıkça ebeveynlerinin tepkilerini verme eğilimindeler. Bu açıdan bakıldığında çocuklara depremin nasıl anlatılması gerektiğine, çocukların tepkilerine yönelik olağanlaştırma nasıl olması gerektiğine ve çocukların gösterdikleri travmatik stres tepkilerine dair ebeveynlere/bakım verenlere yönelik psikoeğitim çalışmalarının yapılması da oldukça önem teşkil etmekte.

Ayrıca çocuklarda ebeveynlerinden ayrılmaya yoğun tepki, sürekli birlikte kalmak isteme, parmak emme gibi davranışlar gözlemlenmiştir. Bu tepkilerin akut dönemde olağan davranışlar olduğu ebeveynlere aktarılmalıdır. Çocukların resimlerinde, konuşmalarında ya da tepkilerinde deprem sonrasında travmatik stres belirtileri ilk zamanlarda görülmeyebilir. Bu durumda çocukların bu olaydan etkilenmediği varsayılmamalı, her çocuğun farklı şekillerde tepki verebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle de anlamlandırmalarına destek olmak önemlidir.

© Dünya Doktorları/Médecins du Monde Türkiye

Soru: Ülkemizde son yıllarda çok sık deprem, sel gibi afetler yaşanmakta. Bu türden afetler, toplumsal bir travmaya neden olur mu?

Ayşe: Literatürde travmatik olaylar kişinin yaşamsal bütünlüğünü tehdit eden veya bozan olaylar olarak tanımlanmaktadır. Deprem, sel gibi travmatik olaylar ise doğal afetler olarak sınıflandırılır. Ancak ülkemizde meydana gelen son depremi ve selleri tamamıyla doğal afet olarak tanımlamak çok uygun olmayacaktır. Fay hattının olduğu yere denetimsiz ve sağlam olmayan binalar yapmak, doğayı tahrip etmek, dere yatağına ev yapmak ya da çarpık kentleşmelerin olması bu afetlerde insanın da etkisinin olduğunu göstermektedir. Bu da travmatik olayın etkisini artırmaktadır.

Bakıldığında bu kadar büyük çaplı bir depremin sadece 10 il ile sınırlı olmadığını toplumsal olarak birçok kesimin etkilendiğini görmek mümkün. Doğrudan depremi yaşamasa da kendi iline gelen ve depremi yaşamış kişiler olabilir; eski komşusu, iş arkadaşı, meslektaşı bölgede bulunuyor olabilir. Belirsizliğin ve güvensizliğin birçok insan için olduğunu söylemek mümkün. Örneğin beklenen İstanbul depremi ile ilgili İstanbul’da yaşayan insanlar şu anda kendi gelecekleri için endişelenebilmekte.

Soru: Dünya Doktorları depreme müdahale kapsamında bölgede neler yapıyor?

Ayşe: Dünya Doktorları olarak bölgede psikolojik sağlık ve psikososyal destek müdahaleleri kapsamında ilk olarak psikolojik ilk yardım çerçevesinde görüşmeler yaptık. Kuruluşlararası Daimi Komite (Inter-Agency Standing Committee/IASC) psikolojik ilk yardımı acı çeken ya da desteğe ihtiyaç duyan kişilere sunulan insani ve destekleyici müdahale olarak tanımlamaktadır. Genel olarak da amaç ihtiyaç ve kaygıları belirlemek, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamalarına destek olmak, insanları konuşmaya zorlamadan dinlemektir. Bu kapsamda biz de ilk olarak insanları dinleyerek ihtiyaçlarını tespit edip gerekli yönlendirmeleri ve ihtiyaçları tespit etmek üzerine çalıştık. Bununla birlikte genel olarak verdikleri tepkilerin olağandışı duruma verilen olağan tepkiler olduğunu vurguladık. Ayrıca çocuklarla birlikte oyun etkinlikleri düzenledik. Belirtilerin daha yoğun olduğu ve işlevselliğini etkilediği kişilerle psikolojik destek için görüşmeler gerçekleştirildi.

Afetten bu yana Dünya Doktorları, Hatay’daki depremzedelerin temel ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere kadın ve çocuk dostu alanı ve mobil ekipleriyle sağlık, psikolojik destek, ilaç, sosyal koruma, temel hijyen ve sanitasyon hizmetleri vermeyi sürdürüyor.

© Dünya Doktorları/Médecins du Monde Türkiye

BASIN İLETİŞİM

  • Onurhan Pehlivanoğlu Kıdemli İletişim Sorumlusu, Dünya Doktorları Telefon: +90 533 379 18 24
    E-mail: onurhan.pehlivanoglu@dunyadoktorlari.org.tr