8 dakika
Şu anda okuyorum “AYAKTA KALMAK, YALNIZCA TEHLİKEDEN SAĞ ÇIKMAK DEĞİL; İNSANLAR İÇİN MÜCADELE VERMEYE DEVAM ETMEK, UMUDU DİRİ TUTMAKTIR”
Makaleler

“AYAKTA KALMAK, YALNIZCA TEHLİKEDEN SAĞ ÇIKMAK DEĞİL; İNSANLAR İÇİN MÜCADELE VERMEYE DEVAM ETMEK, UMUDU DİRİ TUTMAKTIR”

Makaleler 23.12.2025
  • “AYAKTA KALMAK, YALNIZCA TEHLİKEDEN SAĞ ÇIKMAK DEĞİL; İNSANLAR İÇİN MÜCADELE VERMEYE DEVAM ETMEK, UMUDU DİRİ TUTMAKTIR”

Bugün size “Gazze’de, evimdeki yatağımdan” yazıyorum. Bu küçük ayrıntının benim için ne ifade ettiğini bilmiyor olabilirsiniz. Kimsenin dikkat etmediği, hayatın o mahrem ve küçücük gerçeklerinden biri; ama burada uzandığım her dakika, bu ana ulaşmış olmanın derin ve neredeyse suçlulukla karışık bir minnettarlığını hissediyorum. Etrafıma bakıyorum; hâlâ inanmakta güçlük çekiyorum. İki yıl süren uzun ve acımasız bir savaşın ardından; hayal edilebilecek her tür acıyı tattığımız iki yılın sonunda nihayet sessizce şunu söyleyebiliyorum: “Ben bu savaştan sağ olarak çıkmış; evlerimize, sığındığımız her yere yağdırılan bombaların arasında hayatta kalmış biriyim.”

Ekim ayının başında ateşkes açıklandığında hepimiz görüntüleri izledik: El sıkışmalar, kurgulanmış gülümsemeler, bir film sahnesi gibi sahnelenmiş kucaklaşmalar. Tüm dünya barışı kutladı. Her yerden aramalar geldi; ve barışı, tekrar güvenliğin sağlanmasını kutlayan tebrik mesajları. Ama ne yazık ki ben hiçbir şey hissetmedim. Hepimiz donup kalmıştık; sanki haber, korku ve kayıpla içi boşaltılmış bir halka ulaşmıştı. Bir tören, bir imza, bir basın toplantısı yaşadıklarımızı silebilir miydi? Aylar değil, yıllar süren dehşetin göğsümüze çöken ağırlığını kaldırabilir miydi? Hayır. Bombalar sustuğunda şahit olduklarımız, tanıklık ettiklerimiz de yok olmuyor. Gözümüzün önünde parçalanan küçücük bedenler, kaybettiklerimiz hafızalarımıza kazındı. Silinmeyecek.

İşkence ve ihmal

Bir ruh sağlığı uzmanı olarak, uzun süreli travmanın ardından gelen duygusal uyuşmayı anlıyorum. Süreklilik arz eden tehditlere maruz kaldıktan sonra zihin, ezici duyguları kapatarak kendini korumaya alıyor. Bu bir zayıflık değil; tehlike bitmek bilmiyormuş gibi hissedildiğinde psişenin* başa çıkma yoludur. Duygusal uyuşma, etrafımızdaki dünya çökerken bile işlevselliği sürdürebilmek için zihnin yarattığı geçici bir kalkandır.

Ateşkes bazı somut sonuçlar getirdi: İlki, esir takası ve insani erişime dair vaatler. Ancak büyük çaplı çatışmalardaki duraklama, bizi yaralamaya devam eden daha küçük şiddet olaylarını durdurmadı. Aralıklı saldırılar, ölen ya da yaralanan siviller, buradaki her türlü ateşkesin adeta bir kâğıt inceliğinde olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyor.

İnsani bedelin hesabı hâlâ tutuluyor. On binlerce insanımız katledildi; binlercesi hâlâ kayıp ya da enkaz altında. Aileler, kayıp listelerinde sevdiklerini arıyor. Gazze nüfusunun büyük bölümü yerinden edildi; pek çoğu yeterli barınma, gıda ya da tıbbi bakımdan yoksun yaşıyor. Bu sayılar yalnızca istatistik değil; yüreğimizde bir ağırlık, yas tutma ve yaşadığımız kayıpları sindirme kapasitemize binen ağır bir yük.

Ateşkesten sonra yaşayan esirlerin dönüşüne de tanık olduk. Zayıf düşmüş, titreyen, artık var olmayan aile üyelerini arayan insanlar. Ve uğradıkları işkencenin ya da istismarın izlerini taşıyan bedenlerin dönüşünü gördük; annelerin çocuklarını bir yüzükten, bir izden ya da yanmış bir gömlekten teşhis etmek zorunda kalışını. Bu sahneler, uluslararası hukukun yüksek diliyle insan hakları söylemine dair kalan inanç kırıntılarını da söküp aldı bizden.

Derin bir yara ve bir merhem

Savaşın bittiğini söylüyorlar. Ama sonrası, küçük savaşların ardı ardına gelişinden ibaret. Su, ekmek, ilaç için verilen mücadeleler; geçiş kapılarıyla ilgili savaşlar; kalabalık barınaklarda hayatta kalma kavgası. Savaş kâğıt üzerinde durmuş olabilir; fakat yıkım her yerde. Yerle bir edilmiş evler, barınağa dönüşmüş okullar, zar zor işleyen hastaneler. Dışarıda kutlayanlar bize hayatlarımızı nasıl yeniden kuracağımızı sordu mu? Nerede uyuyacağız? Ne yiyeceğiz? Hayatı mümkün kılan her şey silinmişken yeniden nasıl yaşayacağız?

Kasım başında Gazze’ye dönmek, bizim için hem derin bir yara hem de bu yaraya merhem oldu. Beklemiştim; savaşın gerçekten bitip bitmediğinden emin değildim. Yerinden edilme, gücümüzü, birikimlerimizi ve umudumuzu tüketmişti. Ama sonunda döndüğümde sokaklara farklı gözlerle baktım. Gazze hâlâ yürek parçalayıcı biçimde güzel. Yaşadığı tüm yıkıma ve tanık olduğu tüm vahşete rağmen güzel: İnsanlar evlerinin enkazını çıplak elleriyle temizliyor; komşular yerinden edilmişleri kollarını açarak karşılıyor; çocuklar, çadırlardaki kısmen yeniden açılmış sınıflara dönüp yeniden öğrenmeye çalışıyor. Çalışan bir restorandan gelen taze pişen ekmeğin kokusu bile, hayata karşı küçük ama meydan okuyan bir kutlama gibi geliyor bizlere artık.

Gazze’nin her yerinde kaybettiklerimizi hatırlatan izler var. Yüzlerce, binlerce gencimiz savaş sırasında tahliye yollarıyla ya da yurt dışı burslarıyla ayrıldı; yanlarına yalnızca belgelerini ve kederlerini alabildiler. Onlar parlak, çalışkan öğrenciler; eğitim ve güvenlik arayışıyla ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar. Kalpleri ise burada kaldı. Zihinleri, daha iyi bir yaşam umuduyla gerçekleştirdikleri bu ayrılığın, kalıcı bir sürgünün başlangıcı olabileceği korkusu arasında bölünmüş durumda.

İyileşmenin başlangıcı

Dünya Doktorları’nda, savaş sırasında hasar gören ya da yıkılan kuzey Gazze’deki kliniklerimizin yeniden açılması için hazırlıklara başladık. Sınırlı kaynaklara rağmen acil ihtiyaçları karşılamaya çalışarak yaralı ve yıkıma uğramış Filistin halkının ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetine erişimesi için mücadele etmeye devam ediyoruz.

Gazzeliler olarak, öldürülenlerin, kayıpların ve yetimlerin kayıtlarını titizlikle tutuyoruz. Her sayı bir hayatı, bir hikâyeyi, kaybın koca bir evrenini temsil ediyor. Unutmuyoruz; parçalanmış hayatların ve taşıdığımız anıların yükünün birer hatırlatıcısı olarak her isim, her yüz kalbimizde yerini koruyor.

Bu acının içinde aynı zamanda olağanüstü bir direnci de görüyoruz: Dayanıklılık, cömertlik, dayanışma, fedakârlık ve toprağımıza olan sarsılmaz bir sevgi. İnsanlar sahip oldukları azıcık şeyi bile paylaşıyor, derme çatma okullar kuruyor, yas tutarken ve yeniden inşa ederken aynı zamanda onurlarını da koruyor. Tüm bu eylemler bizim için küçük şeyler değil; iyileşmemizin, yeniden ayağa kalkabilmemizin temelini oluşturuyor: Umutsuzluğa karşı Filistin halkının başlattığı yeni bir direniş bu.

Bu savaş, sahip olduğumu bilmediğim güçleri de ortaya çıkardı. İnsanın zulüm karşısında dayanma ve sabretme gücünün ne kadar sınırsız olduğunu, kendi yasını tutarken başkalarına nasıl el uzatabildiğini, dayanışma içinde olabildiğini keşfettim. Sevdiklerimi teselli etmeyi, dostlarıma veda ederken bile öğrenebildim. Meslektaşlarımın her gün hayatları pahasına başka insanlar için nasıl mücadele ettiklerini gördüm. Açlığa, korkuya ve yaşadıkları korkunç vahşete rağmen enkazdan aldıkları iki taşı birleştirip hâlâ oyun kurabilen çocuklara tanıklık ettim. Ayakta kalmak, yalnızca tehlikeden sağ çıkmak değil; insanlar için mücadele vermeye devam etmek, umudu diri tutmak ve ne pahasına olursa olsun insanlık onurunu savunabilmektir.

İnsanlar bana sıkça soruyor: “Barışın sağlandığı 9 Ekim’den bu yana gerçekten ne değişti?” Cevabım kısa ve derin. Bazı bölgelerde çatışmalar dindi; insani yardım Gazze’nin kimi kısımlarına sınırlı da olsa ulaşmaya başladı. Ama temel gerçek değişmedi: Halkımız hâlâ acil ihtiyaç içinde. Mahallelerin tamamı harabeye dönmüş durumda; geçişler güvenli değil; binlerce aile kayıplarından haber beklemeyi sürdürüyor.

Ateşkes mücadelemizi bitirmedi; iyileşmenin, hayatları yeniden kurmanın, kaybettiklerimizi anmanın ve akıl almaz kayıplara rağmen yolumuza devam etmenin yalnızca başlangıcı oldu. Dünya bunu “savaş sonrası” olarak tanımlayabilir. Bizim içinse bu, hayatta kalma mücadelemizin sürmesi; yaşamın devam etmek zorunda olduğu bir dünyada direnişimizin bir sonraki aşamasıdır.

Nour Z. Jarada
Uluslararası Dünya Doktorları Ağı’nda çalışan Gazzeli Ruh Sağlığı ve Psikolojik Sağlık Birim Yöneticisi

Not: Bu günlükler, ilk olarak Fransız Libération gazetesinde yayımlanmaktadır.

DÜNYA BUNU “SAVAŞ SONRASI” OLARAK TANIMLAYABİLİR. BİZİM İÇİNSE BU ATEŞKES, HAYATTA KALMA MÜCADELEMİZİN SÜRMESİ; YAŞAMIN DEVAM ETMEK ZORUNDA OLDUĞU BIR DÜNYADA DİRENİŞİMİZİN BİR SONRAKİ AŞAMASIDIR.

BASIN İLETİŞİM

  • ONURHAN PEHLİVANOĞLU Kıdemli İletişim Sorumlusu, Dünya Doktorları/Médecins du Monde Türkiye onurhan.pehlivanoglu@dunyadoktorlari.org.tr // +90 533 379 18 24