8 MART'TA KADIN İNSANİ YARDIM EMEKÇİLERİNİN SESİ
8 Mart sizin için ne ifade ediyor?
Özlem: Benim için 8 Mart sadece bir kutlama günü değil; bir anma, dayanışma ve mücadele günüdür. Bugün, geçmişte haklarımız için direnen kadınları onurlandırırken, hâlâ adaletsizlikle savaşan kadınların yanında durduğumuz bir gün.
2023’teki depremlerle yerle bir olan Hatay’ın bir kadını olarak, 8 Mart’ı dayanıklılığın, yeniden doğuşun bir sembolü olarak görüyorum. Buradaki kadınlar sadece evlerini değil, hayatlarını da yeniden inşa ediyor. Ailelerini ayakta tutuyor, geleceğe umutla bakıyorlar. Tüm zorluklara rağmen, sağlıkta, eğitimde ve toplumsal dayanışmada öncülük ediyorlar.
Bu gün, bize mücadelemizin henüz bitmediğini, birlikte hareket etmenin gücünü hatırlatıyor.
Sizce günümüzde toplumsal cinsiyet eşitliği neden hâlâ kritik bir mesele?
Özlem: Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır. Ama ne yazık ki, bugün bile kadınlar ayrımcılığa, şiddete ve fırsat eşitsizliğine maruz kalıyor. Özellikle Hatay gibi kriz bölgelerinde, bu eşitsizlik daha da derinleşiyor. Felaketler yaşandığında, en büyük yükü kadınlar ve kız çocukları taşıyor. Daha fazla şiddet riskiyle karşı karşıya kalıyor, üreme sağlığı hizmetlerine erişemiyor ve ekonomik olarak daha da güvencesiz hale geliyorlar.
Ama toplumsal cinsiyet eşitliği sadece kadınların değil, tüm toplumun meselesidir. Kadınlar güçlendiğinde, toplum güçlenir. Kadınlar sağlığa, eğitime ve karar mekanizmalarına eşit erişim sağladığında, hepimiz ilerleriz.
Benim işimde, her gün güçlü, dirençli ve kararlı kadınlarla tanışıyorum. Ama en temel haklarına bile ulaşmak için mücadele etmek zorunda kalıyorlar. İşte bu yüzden sesimizi yükseltmeli, engelleri yıkmalı ve değişim talep etmeliyiz. Çünkü kadınların eşit olduğu bir dünya, herkes için daha güvenli, daha sağlıklı ve daha adil bir dünyadır.
Çalışma alanınızda ya da günlük hayatınızda toplumsal cinsiyet eşitliğini nasıl destekliyorsunuz?
Özlem: Ben bir cinsel sağlık ve üreme sağlığı danışmanı olarak sadece sağlık hizmeti sunmuyorum; kadınlara bilgi, güven ve kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma farkındalığı kazandırıyorum aslında.
Deprem sonrası Hatay’da birçok kadın temel sağlık hizmetlerine erişimini kaybetti. Hamile olup nereden destek alacağını bilmeyen, doğum kontrol yöntemleri hakkında bilgiye ulaşamayan ya da sadece güvenli bir alan arayan kadınlar var.
Benim görevim, kadınların korkmadan, utanmadan, kimseye boyun eğmeden sağlık hizmetlerine erişmesini sağlamak. Onlara temel sağlık bilgilerini veriyorum, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağdurlarına destek oluyorum, haklarını savunmaları için yanlarında duruyorum. En büyük ödülüm, kadınların güçlerini yeniden kazandığını görmek; kendi seçimlerini yapabildiklerinde, yardım istemekten korkmadıklarında, birbirlerine destek olduklarında.
Benim için toplumsal cinsiyet eşitliği, hiçbir kadını geride bırakmamak demek. Kadın sağlığının bir lüks değil, öncelik olduğu bir toplum yaratmak demektir toplumsal cinsiyet eşitliği. Ve en önemlisi, dayanışma içinde olmak demektir. Çünkü kadınlar omuz omuza verip birbirlerini ayağa kaldırdığında, sadece kendi hayatlarını değil, dünyayı değiştirirler.
8 Mart sizin için ne ifade ediyor?
Nadya: 8 Mart, sadece kadınları kutlama günü değil; dünyaya gerçeklerimizi haykırma günü. Bugün, eşitlik ve adalet için mücadele eden kadınların emeğini hatırlamak ve onlara hak ettikleri değeri vermek için bir fırsat. Benim için 8 Mart, her gün kadınların gösterdiği gücün ve direncin en büyük kanıtı. Hatay’da depremlerden sonra kadınlar sadece kendi hayatlarını değil, tüm toplumu yeniden ayağa kaldırıyor. Bizler burada sadece hayatta kalmak için değil, daha güçlü bir gelecek kurmak için mücadele ediyoruz. Ne kadar büyük bir yıkım yaşarsak yaşayalım, biz hep yeniden doğuyoruz. 8 Mart da bunun en güçlü hatırlatıcısı.
Sizce günümüzde toplumsal cinsiyet eşitliği neden hâlâ kritik bir mesele?
Nadya: Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği, sadece kadınların değil, bütün toplumun geleceğini ilgilendiriyor. Kadınların dışlandığı, haklarının görmezden gelindiği bir dünyada ilerleme mümkün değil. Bugün bile birçok kadın şiddetle, ayrımcılıkla ve eşitsizlikle mücadele ediyor. Hatay’daki depremler bize şunu gösterdi: Kadınlar geride kaldığında, toplumun tamamı zarar görüyor. Ama kadınlara fırsat verildiğinde, her şey değişiyor. Ekonomi canlanıyor, topluluklar güçleniyor, yeni nesiller daha sağlıklı ve bilinçli yetişiyor. İşte bu yüzden toplumsal cinsiyet eşitliği vazgeçemeyeceğimiz bir mücadele. Çünkü bu sadece kadınların değil, hepimizin meselesi. Kadınların haklarına sahip çıkmadığımız sürece, dünya gerçek anlamda iyileşemez.
Çalışma alanınızda ya da günlük hayatınızda toplumsal cinsiyet eşitliğini nasıl destekliyorsunuz?
Nadya: Benim işim, kadınlara sadece yardım ulaştırmak değil, aynı zamanda onların kendi hayatlarını yeniden kurmalarına yardımcı olmak. Depremden sonra birçok kadın korku ve belirsizlik içindeydi. Onlara hep şunu söylüyorum: ‘Senin sesin önemli, senin hikâyen değerli.’ Hukuki destek sağlıyorum, şiddet mağdurlarına yardımcı oluyorum ve kadınların haklarını savunuyorum. Ama en önemlisi, kadınların birbirlerine güç vermesini sağlamak. Çünkü bir kadın kendi gücünü keşfettiğinde, etrafındaki tüm kadınlara da ilham verir. Toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele etmek demek, kadınların seslerini yükseltmelerine yardımcı olmak, onların önündeki engelleri kaldırmak ve kadınların öncülük ettiği bir dünya inşa etmektir.
8 Mart sizin için ne ifade ediyor?
Aslı: Benim için 8 Mart sadece bir kutlama günü değil; aynı zamanda bir eylem, cesaret ve harekete geçme günü. İster haklarımız için mücadele eden kadınlar, isterse topluluklarını yeniden ayağa kaldıran kadınların mücadelesi olsun, bugün, kadınların değişimin tam merkezinde olduğunu hatırlatıyor bizlere. Hataylı bir kadın olarak, kadınların yıkım karşısında gösterdiği dirence her gün tanıklık ediyorum. Depremden sonra biz sadece evlerimizi değil, umutlarımızı ve hayallerimizi de yeniden inşa ediyoruz. 8 Mart, işte tam da bu gücümüzün ve dayanıklılığımızın simgesi. Ne kadar zor olursa olsun, biz yeniden ayağa kalkıyoruz ve daha güçlü bir gelecek kuruyoruz.
Neden toplumsal cinsiyet eşitliği hâlâ bu kadar önemli?
Aslı: Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği bir ayrıcalık değil, en temel insan hakkı. Ama hâlâ kadınlar her yerde ayrımcılığa, şiddete ve fırsat eşitsizliğine maruz kalıyor. Hatay gibi kriz bölgelerinde bu eşitsizlikler daha da derinleşiyor. Afetlerden sonra en büyük yükü yine kadınlar taşıyor. Şiddet riski artıyor, ekonomik belirsizlik büyüyor, sağlık hizmetlerine erişim zorlaşıyor. Ama toplumsal cinsiyet eşitliği sadece kadınları ilgilendiren bir mesele değil, tüm toplumu etkileyen bir konu. Kadınların eşit fırsatlara sahip olduğu bir dünyada, hepimiz kazanırız. Ben her gün güçlü, kararlı ve mücadeleci kadınlarla karşılaşıyorum. Ama hâlâ en temel haklarına ulaşmak için mücadele etmek zorundalar. Bu yüzden sesimizi yükseltmeye, engelleri aşmaya ve değişim talep etmeye devam etmeliyiz. Çünkü kadınlar eşit olmadıkça, hiçbirimiz gerçekten özgür olamayız.
Kendi işinizde veya günlük hayatınızda toplumsal cinsiyet eşitliği için nasıl bir katkı sağlıyorsunuz?
Aslı: Bir vaka çalışanı olarak işim sadece destek sağlamak değil; aynı zamanda kadınların kendi hayatlarını yeniden kurabilmeleri için onlara güç vermek. Depremden sonra, Hatay’daki birçok kadın temel sağlık hizmetlerine erişemedi. Kimisi hamileydi ve nereden destek alacağını bilmiyordu, kimisi doğum kontrolü hakkında danışmanlık almak ya da sadece güvenli bir ortamda konuşmak istiyordu. Ben her gün kadınların ihtiyaç duydukları sağlık hizmetlerine korkmadan, çekinmeden ulaşabilmesi için çalışıyorum. Onlara doğru bilgiyi veriyorum, şiddet mağdurlarına destek oluyorum ve haklarını savunuyorum. Ama benim için en büyük ödül, kadınların yeniden güçlerini kazandığını görmek. Seçenekleri olduğunu fark ettiklerinde, yardım istemekten korkmadıklarında ve birbirlerine destek olduklarında… İşte o zaman gerçekten bir şeyleri değiştirdiğimizi hissediyorum.